mutlunun kalbinde dinmeyen bir çarpıntı
derisinin altına işleyen bir ayaz
yürüdüğü dikenden bir ova varmış
mutlunun bedeni kaskatıymış
iki dudağı arasında bir kurşun
mıh gibi çakıldığı üç metre bir trabzan
yüksekten korkan dört yaşında bir çocuk varmış
mutlu bir sabah dilinde eski bir türküyle uyanmış
buğulu pencerelerde yolları gözleyen annesinin sesi
her gözünü kapadığında harlanan alevler
açtığında gözlerinden kana kana bir şelale akmış
mutlu ilk defa ismini yüksek sesle okumuş
buğulu pencerelerde yolları gözleyen annesinin sesi
her gözünü kapadığında harlanan alevler
açtığında gözlerinden kana kana bir şelale akmış
mutlu ilk defa ismini yüksek sesle okumuş
hayret, ardında bitmeyen bir uğultu bırakmış
mutlu daha yüksek sesle adını haykırınca
çatık kaşlı istanbul bir yağmurdur boğulmuş
No comments:
Post a Comment